Yolda olmak

15.07.2017 / 06.00 Atatürk Havalimanı.

Siz bu gönderiyi okuduğunuzda ben canım ülkemden ‘çok’ diyemem ama birazcık uzakta olacağım.

“Yine neredesin?” iç seslerinizi duyar gibiyim. Mesele bu sefer nerede olduğum değil yolda olduğum aslında. Bunca zaman hep gittiğim yerleri ne gördüğümü yediğimi içtiğimi anlattım. Anlatmaya çalıştım aslında. Ama en başından beri diyorum ya aslında ; ben bir çok kişinin bana “herkes yapıyor senin neyin eksik” dediği öyle bloggerlardan falan olamam. Sırtıma çantamı alıp şurada fotoğraf çekilelim gel bir vlog için video çekelim diye çıkmıyorum ki sokağa. Ne yurtiçinde ne dışında. Bu iş bambaşka zaman isteyen bir uğraş. Hakkıyla yapabilenlere de şapka çıkarmak gerek.

Bu kez nerenin yoluna düştüğümden bahsetmeyeceğim. Konuşmak istediğim şey daha çok “yolda olmak.” Seyahatleri güzel yapan unsur gidilen yer midir, gittiğiniz kişiler mi yoksa yolda olmanın kendisi mi? Benim için sanırım öncelik hep yolda olmak oldu. Elbette nereye gittiğim de önemli ama kimlerle gidiyorum bunu hiç umursamadım mesela. Yalnız başıma çok yolculuk yaptım. Hem işim için hem de turistik amaçla. Asla eksiklik hissetmedim, uçağa tek başıma binmek. Bavulumu havalimanlarında saatlerce tek başıma oradan oraya sürüklemek. Tek başına olmanın en güzel tarafı gerçekten yolun tadını çıkarmak galiba. İnsanları izliyorsunuz, sohbet ediyor belki de yeni insanlar tanıyorsunuz bir tık daha girişken bir yapınız  varsa. Yanınızda biri olduğunda tüm dikkatiniz hep onda. Yanınızdan akıp giden detaylar, insanlar görülmüyor bile. Ne büyük kayıp halbuki. Uzaklaşmanın, hareket halinde olmanın asıl numarası değil midir her anın tadını çıkarmak zaten.

Gel gelelim saat sabahın 6sı elimde kahvem üzerimde salaş bir kot ve tişört, converse’lerim eşliğinde en rahat ama mutlu halimle işimin peşine gidiyorum. Yine bir “iş güç bahanesine oooo iyi gezdin he ne güzel işin var” nidaları duyuyorum. Duymazdan geliyorum. İnsan alışıyor. He diyip geçicez napalım. Her bunu diyene “yok olur mu dışarıdan öyle görünüyor ne çok yoruluyoruz biz” açıklamasına girmeye kalkınca 3-4 kereden sonra yordu çünkü. “He ablam he abim iyi geziyorum” diyerek lafı ağızlarına tıkayarak kahvemizi yudumlamaya devam ediyoruz.

Gezmek masraflı, gezmek para istiyor gençler. Çok az paralara çok güzel yerlere gidebilirsiniz. Lüks yerlere gidemezsiniz, çok uzaklara gidemezsiniz belki ama bir yerlere mutlaka gidersiniz.  Türk insanının genel sorunu da bu işte, uzağa ya da çok bilinen popüler bir yere gitmemeyi bir yere gitmekten saymıyorlar.  Seyahatten, yeni yerler keşfetmekten gerçekten keyif alan insanlar seçici davranmaz , bu ayrıntılara takılmaz. Benim paylaşımlarımın biraz ses yapmasının nedeni de bu sanırım. Dağ başına da çıksam,  lüks yerlerdende kalsam tadını çıkarmayı ve keyifi yansıtmayı iyi becerdim. Böyle olmaya da devam etmeye niyetliyim.

Ülkeme döndükten bir süre sonra şuan gittiğim yerle ilgili güzel bir anı ve deneyimimi paylaşacağım. Sevgilerle

Mine.

 

 

Giden Saçların Ardından : Pixie

23.10.2012’den ;

“Kıyma o saçlara” deriz biz biri saç kestirmeye heveslendiğinde. Ya da “Erkek Fatma gibi olursun, yapma” deriz bazen. Bazısına da cesaret vermiş olmak için “çok şık olur denesene” der, aslında içten içte hayal edince erkek gibi olacağını düşünürüz. Ne ilginçtir ki ünlülerde gördüğümüzde hepimizin içinden en az bir kere geçer “keşke ben de kestirebilsem” diye. Bazısı cesaret edemez, bazısının saçı çok uzundur “kıyamaz” tabir-i caizse. O değil de, saç, kıyılamayacak bir şey midir? Yani kökü bizde değil mi bunun? Neden saçını kestirmek dünyanın sonu gibi görünür ki?

“Giden Saçların Ardından : Pixie” öğesini okumaya devam et

“İdeal Kadın Vücudu”nun Dönemler Boyunca Değişimi

Kadın vücudu ve şekilleri yüzyıllar boyunca her zaman tartışmaya, eleştiriye ve iltifata açık durumda olmuştur. İdeal vücut tipiyle ilgili söyleyebileceğimiz en net şey de şudur ki; asla tek bir tanımı olmamıştır. Sosyal ve ekonomik yaşam değiştikçe bu güzellik tanımı da şekildene şekile girmiştir. Gelin kısaca bu değişime bakalım

““İdeal Kadın Vücudu”nun Dönemler Boyunca Değişimi” öğesini okumaya devam et

Soğuk Bir Karadeniz Rüzgarı ; Trabzon / Uzungöl

Buz gibi bir Karadeniz havasından selamlar!

Çocukluğumdan beri, kendimi bildim bileli gitme hayali kurduğum bir yere daha gitmiş olmanın mutluluğu ile yine bilgisayarımın karşısındayım. Bu sefer biraz daha hazırlıklı geldim. Biraz daha detay ve bilgi var elimde. Çünkü yurtdışı gezilerimin aksine bu seferki gezim sırasında daha çok mesaj ve yorum aldım. Herkesin daha rahat gidebileceği bir yer olması açısından ilgi çekti sanırım! “Soğuk Bir Karadeniz Rüzgarı ; Trabzon / Uzungöl” öğesini okumaya devam et