Lublin’de İlk Hafta

Fotoğraf2272Lublin’den herkese merhaba!

Polonya’nın güneydoğusundaki bu küçük ama sevimli şehirden herkesi selamlıyorum. Buraya geleli daha yeni bir hafta oldu ama şimdiden anlatacak çok şeyim var ancak nereden başlayacağımı bilmiyorum. En iyisi aklımdakileri unutmadan hemen yazıya geçirmek. Bu arada şehrin ismi ben ve buraya benimle gelen arkadaşım Tuğba’nın sandığı gibi’lablin’ diye okunmuyor ‘lublin’miş.

İlk olarak şehre nasıl vardığımızdan bahsetmek isterim. Uçağımız ülkenin başkenti olan Varşova’nın Chopin hava limanına indi. Varşova’dan Lublin’e gelmek otobüsle 4 saat sürüyor. Bize gönderilen Erasmus rehberinde 2,5 saat diyordu ama yalan. Dahası otobüs çok sık yok her saat başı gibi. Bu yüzden uçağımız 3de inmesine rağmen biz 6daki otobüse bindik. Lublin’e vardığımızda saat 9-10 civarıydı ve kendimizi bizimle ilgilenen danışman arkadaşlarımız ile yurda attık ve bizi odamıza çıkarıp sabah görüşürüz diyip gittiler. Sonrası uzun derin bir uyku.

Lublin’deki ilk sabahımıza banka, market ve şehri gezerek başladık.Buraya gelir gelmez elbette ilk yapmak isteyeceğiniz şey paranızı güvenli bir yere yatırmak oluyor. Pekao denilen banka Polonya’nın ulusal bankası gibi bir şey. Hizmetleri iyi ve gerçekten masraflı değil. Paranızı Euro olarak yatırmak isterseniz Euro hesabı açıyorsunuz ya da yine şehrin merkezindeki döviz bürolarında Polonya’nın para birimi olan zl. (zyloti) çeviriyorsunuz. 1 TL : 2 zl. ediyor bu yüzden oldukça karlıyız.Burada olduğunuz süre içinde paranızın tamamını zl’e çevirmeniz işinize yarar çünkü Euro neredeyse hiç kullanılmıyor gibi bir şey. Ancak daha sonra yurt dışını dolaşmayı planlıyorsanız paranızın bir kısmını euro olarak tutarak euro hesabınızda saklayabilirsiniz. Pekoa’da euro hesabı açtırmak ücretli değil, yalnızca aylık 1 Euro hesap ücreti ödemeniz gerekiyor.

Fotoğraf2273Şimdi gelelim şehir hakkındaki önemli detaylara. Fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi Lublin oldukça mütevazi, sakin, sıcak(iklimi değil, insanları ile) bir doğu avrupa ülkesi. Buraya geldiğimiz günden beri hava git gide soğuyor. Annem yanına içlik al dediğinde gülmüştüm ama bu akşam yurda dönerken bacaklarımın geçirdiği kısmı felç sonrasında fazlasıyla pişman oldum. Ben ki 4 yıl Kocaeli’nin Umuttepe diye adlandırılan bir dağında okudum, böyle soğuk görmedim arkadaş. Buradan Umuttepe sakinlerine sesleniyorum siz oranın soğuğuna kurban olun! Burada eldivenle bile elleriniz buz kesiyor. Her neyse.

İkinci günümüzde şehrin en önemli ve eski bazı mekanlarını gezdirdiler bize. Buna Lublin Kalesi, Holy Trinity Kilisesi gibi yerler dahil. Ülke ikinci dünya savaşında fazlasıyla hasar görmüş tarihi eserlerini korumak için ellerinden geleni yapmışlar hatta günümüzde yapılan tüm binalarda hala eski avrupai mimari tarzı görebiliyorsunuz. Old Town dedikleri şehrin en eski ve büyük caddesindeki tüm evler, dükkanlar sokaklar ahşap ağırlıklı bir dekorasyona sahip. Caddeler tamamen taş kaldırım olmakla birlikte Old Town denen kısıma araç girmiyor.Bu nedenle uzun bir yürüyüş yapmak, bir şeyler yemek ve içmek için mekanlar bulabilmek adına çok güzel bir yer. Hava şuan soğuk olduğundan biz gücümüz yettiğince dolaştık bir kaç kez ama güzel havalarda eminiz burası çok daha güzel olacak.

İnsanları hakkında konuşmak gerekirse, ilk haftamızda karşımıza çıkan tüm insanlar çok güleryüzlüydü. Gerek sokakta adres sorduklarımız gerek gittiğimiz kafelerde İngilizce olarak isteklerimizi anlatmaya çalıştıklarımız. Tek kötü tarafı 40-50 yaş üstü insanlar İngilizceyi neredeyse hiç bilmiyor -akademisyen vb olmadıkça- ve işin kötü tarafı yanınızda Leh biri varsa ‘arkadaşlarınız Lehçe öğrenmeye çalışmalı’ gibisinden şakayla karışık laf sokuyor. Erasmus grubundaki danışman arkadaşlarımızın söylediğine göre Polonya’daki yaşlı nüfusun İngilizce öğrenme gereği duymama, diğer insanların Lehçe öğrenmesini bekleme gibi bir huyları varmış. Çok ilginç. Neyse, maksat anlaşabilmek olması adına biz her gün bir iki kelime öğrenmeye çalışıyoruz.

Fotoğraf2275Gelelim yiyip içtiğimiz yerlere. Tuğba ve benim önceliğimiz domuz eti olmayan yemekler bulabilmekti. Bunun nedeni biraz inançsal biraz da sevmeme meselesi. Neyse ki şuana kadar gittiğimiz her yerde beyaz et içeren yemekler bulabildik. Mesela ilk kez tavuklu pizza denedik, Samarta adlı bir mekanda, harikaydı! Ayrıca bu da ilk defa gördüğüm bir şey, kolanın içine bizim sodaya attığımız gibi bir limon dilimi atıyorlar. Hem asidini alıyor hem de içtikten sonra şişkinlik yapmamasını sağlıyor. Çok lezzetliydi, mutlaka deneyin! Ayrıca pizzanın yanında bizdeki haydari ile neredeyse aynı olan bir sos servis ediyorlar. İsminiz henüz öğrenemedim. Öğrenince paylaşacağım.

Bazı kafelerin servis şekli biraz ilginç. Örneğin 4.günümüzde gittiğimiz Trakt Krolewski adlı mekanda kasaya gidip yemek alacaksanız siparişinizi verip masa numaranızı belirtmeniz, içecek alacaksanız da paranızı içeçeği alırken ödeyip masanıza dönmeniz gerekiyor. Yani sipariş almaya gelen bir garson falan yok. Anlamamız biraz zaman aldı, sonra kasadaki bayan İngilizce anlamadı, o sırada sipariş vermeye gelen bir iki tane üniversite öğrencisi şansıma İngilizce biliyordu onlardan yardım aldım. Yani burada işler böyle yürüyor millet, biraz girişken olacaksınız biraz da cesaret gerek 🙂

Cumartesi akşamı yaşadığımız bomba bir olayı anlatıyorum şimdi sıkı durun. Sanırım ilk haftamıza damgayı vuran olay buydu. Öncelikle Lublin’de trafik lambası olmayan ve yaya geçidi olan yerlerde kaç tane araba olursa olsun siz yola adım attığınız anda hepsi tereddüt etmeden duruyor. Yani Türkiye’deki gibi şoförle bakışıp ‘geç geç’ demesini beklemenize gerek yok. Cumartesi akşamı yemek yiyip saat 6 gibi yurdumuza dönerken neredeki markete uğrayacağımızı tartışıyorduk ve yaya geçidinden geçtik. Geçtiğimiz anda iki tane polis yanımıza yaklaşarak kimliklerimizi sordu. Pasaportlarımızı çıkartıp ne olduğunu sorduk ve kırmızı ışıkta geçtiğimizi söyledi. Diğer polis ise cezayı yazmak için defterini çoktan çıkarmış yanındaki polisin isimlerimizi söylemesini bekliyordu. Pasaportuma bakan polis Polonya’ya ne için geldiğimi sordu ben de öğrenci olduğumu ve Erasmus için geldiğimi söyledim. Daha sonra gülümseyerek “peki bu kadar, gidebilirsiniz” dedi ve bizi azad etti! Avrupa’da insanların kurallara bu kadar sıkı bağlı olmasının nedenini şimdi anladım. Türkiye’de bırakın kırmızı ışıkta geçen yayayı, aracı bile kim görüyor? Bu bize çok iyi bir ders oldu. Bundan sonra her yaya geçidinde gözlerimizi 4 açıyoruz.Bu hem maddi hem manevi açıdan yararımıza olacak. Anlayışlı polis memuruna da teşekkürlerimi iletiyorum buradan yine!
Heyah_3aaTelefon operatörü olarak Erasmus danışmanlarımız bize heyah adlı bir operatorden kart getirdiler. Sanırım Erasmus öğrencileri arasında indirimli kampanyaları varmış. Bizim ilk etapta ihtiyacımız olan şey bir internet paketiydi. Başlangıç olarak en az 30 zl yatırmanız gerekiyor hesabınıza .Yine Türkiyedeki gibi 600 mb. 1.5 gb tarzı paketler var farklı fiyatlarda biz 15 zl değerindeki 600 mb olan internet paketinden satın aldık. İnternete girip sonra paramız gidiyor mu diye Türkiyedeki *123# tarzı bir numaradan kontrol ettik ki paramız gidiyor. Ayarları değiştirdik, tekrar internete girdik yine kontrol ettik yine gidiyor. Koca bir akşam böyle gitti. Şansımıza her nete girdiğimizde 3 kuruş gibi bir para gidiyordu. Ertesi gün danışmanımız Emilka’ya müşteri hizmetlerini arattık ve aldığımız cevap karşısında utancımızdan yerin dibine girdik. Çünkü bakiyemizdeki paranın bitmesine neden olan şey internete girmemiz değil bakiyemizi sorgulamamızmış! Bakiyeyi her sorgulama 3 kuruş ücrete tabiymiş. İnanabiliyor musunuz? Biz bütün akşam internete girmekten çok bakiye sorguladık. Şimdi ise ne mesaj attıktan ne nete girdikten sonra bakiye sorgulayabiliyoruz bitecek korkusundan. Burası da bir garip arkadaş!

Yurt odalarındaki internet kablolu. Türkiye’den gelirken yanınızda internet kablosu getirmeniz isteniyor. Bunun nedeni wirelessın daha yavaş olması. Ki çok mantıklı. Her odada iki kişilik internet bağlantı kablosu var. İnternet görevlisi sömestrdan yeni döndüğü için internetimiz ilk haftanın sonunda anca bağlanabildi. Bu nedenle yazım bu kadar geç yayına giriyor dostlar. Geçirdiğimiz dolu dolu ilk haftadan sonra şimdi yapmamız gereken bir sürü okul, evrak işi var. Daha öğrenci kartımıza bile başvurmadık. Tamam, panik yok hepsi sırayla. Şimdilik bu kadar sanırım. Unuttuğum bir şey olursa sonradan eklerim diye düşünüyorum.

Erasmus kolay değil, ülkenizden, sevdiğiniz ve tanıdığınız her şeyden uzak aylarca bir yerde olmak hiç kolay değil ancak size evinizde hiçbir zaman yaşayamacağınız deneyimler yaşatıp yeni şeyler öğretiyor. Ben bile 5 günde ne kadar çok şey öğrendiğimi görebiliyorum. 5 ay neler getirecek göreceğiz.

Hepiniz kendinize çok dikkat edin ve takipte kalın. Şimdilik hoşçakalın 🙂

Jowisz Öğrenci Yurdu, Lublin/Polonya.

Bizi şaşırtanlar ;

-Banyolarda gider deliği yok.
-Yoğurtları meyveli yoğurt gibi.-
-Makarnaları hamur gibi.
-Lavaboları çukur şeklinde değil dümdüz.
-Mutfak tezgahları mermer değil ahşap.
-Ocakları ateşli değil, ısıtmalı.

Reklamlar

10 Replies to “Lublin’de İlk Hafta”

  1. Bu güzel yazın için teşekkür ediyorum. Nasipse ben de seneye erasmusla Lubline gidicem. Bu tür deneyimlerin daha dikkatli olmamı sağlıcak. Ayrıca anlatım tarzın çok samimi geldi 🙂

  2. Ders saydırmada üniversiteniz de herhangi bir sorun yaşadınız mı acaba beni en çok çekindiren şey bu dönem uzatmak istemiyorum , teşekkürler 🙂

  3. Cok tesrkkurler, guzel bir anlatim , lublin’i bende gezdim.

    Yemek konusunda iyi bir ortam yok.

    Insanlari iyi, yardim sever.

  4. Selam, gittiğiniz üniversite “Uniwersytet Marii Curie-Skłodowskiej w Lublinie” midir?
    Bu dönem ben de gitmeyi düşünüyorum. Okul nasıl, dersler ya da sınavlar konusunda?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s