Paris – Charles de Gaulle Hava Limanın’dan Sesleniyorum!

Fotoğraf2236E001Hayatımın en uzun yolculuğuydu sanki. Daha Paris’teyiz. Yani aktarmanın ilk durağı. 2 saat sonra bir başka uçakla Varşova’ya geçeceğiz. İstanbul-Paris arası yaklaşık 4 saat sürdü. Bana yıllar gibi geldi. Uçak önce yükselmek bilmedi sonra da inmek. Ve şansıma bakar mısınız en arka sıranın cam kenarındayım! Bu yolculuğun şuana kadarki en iyi yanı cam kenarında olmamdı sanırım. Gerçi Paris’e inerken cam buzlandığından pek bir şey göremedim ama bulutların üstünde olmak güzeldi 🙂

Gece 2.30’da Atatürk Hava Limanına gelmemizle başladı bu sabahki yolculuk. Benimle birlikte Polonya’ya gelen arkadaşım ile buluştuk ve ailelerimiz ile tabiri caizse zaman geçirmeye çalışarak Atatürk Hava Limanı’nın koltuk görünümlü yataklarında bir oturup bir kalkarak zaman geçirdik. Hele dış hatlar gidişin en sonundaki kısımdaki koltuklar koltukluktan çıkmış orası tam bir yatakhane olmuş. Hayır madem burası uyumak için yatak yapın bari değil mi? Bunu düşünememişler. Ama Fransızlar düşünmüş. Ona biraz sonra geleceğim.

Bavullarınızı tartırıp biletlerinizi check ettirmeden önce hava limanının bazı yerlerinde bavulunuzun ağırlığını ölçebileceğiniz yerler var. Çünkü 23 kilodan sonrası ücrete tabi.Neyse ki bizimkiler geçmedi. Ama biz el çantalarımızı da tartıp içlerini arayacaklar sanıyorduk. Öyle olmadı. Bavullarımız tartılıp gönderildikten sonra biletlerimizi check ettirip geçiş kartı denen biletleri aldık. Aktarmalı gittiğimiz için iki adet bilet alıyoruz. Bunu bavullarınızı vereceğiniz yerlerin yanında bankamatik gibi küçük makineler oluyor oradan yapıyorsunuz. Pasaportunuz yeni olan çiplilerense üzerindeki resimde gösterildiği gibi içine yerleştireceksiniz. Ama merak etmeyin etraflarda mutlaka bir görevli oluyor yardımcı olmak için.Bavullarınız gittikten sonra size hangi saatte hangi kapıdan nereye gireceğiniz söyleniyor ama önce vize kontrolünden geçiyorsunuz elbette. İşte bizim tepemizin attığı yer tam olarak burasıydı. İkimizden de harç pulu denen bir şey istediler. Yine havaalanında satılan 15 TL değerindeki bu pulu almamız gerektiğini bir Allah’ın kulu söylememişti bize. Koştura koştura onu da aldık. Pasaport-vize kontrolünden geçtikten sonra yeniden X-Ray’den geçiyorsunuz. Bilgisayarınızı çantasından çıkararak bir kutuya koyuyorsunuz, ayakkabılarınızı çıkarıp galoş giyiyorsunuz, telefonunuz, montunuz gibi şeyleri de başka bir kutuya.

Biz el ve sırt çantaları aranıyor, uçağa sıvı şeyler almıyorlar diye biliyorduk ama kimse bizim çantalarımıza bakmadı. Hatta bırakın suyu, poğça börek ne varsa geçirdik çantada. Artık sabah dalgınlıklarına mı geldi bilemiyorum. Sonra bir sürü kapıdan ve koridordan geçerek piste çıktık, bizi uçağa götürecek bir otobüse binip uçağımıza girdik.

Fransızlar çok iyi İngilizce bilir ama konuşmaz lafını duymuştum ama bu kadar gerçek olacağını hiç düşünmedim. Hosteslik hiç de milliyetçilik yapmaya uygun bir meslek değil bence. Uçakta bir çok dilden insan varken onlar sorulan her soruya yalnızca Fransızca cevap veriyor. Anonslar Fransızca yapılıyor, sizden gelip bir şey isteyeceklerinde Fransızca soruyorlar. Sonra da sanki anlamak zorundaymışsınız gibi cevap beklercesine suratınıza bakıyorlar. Allah’tan vücut dilini iyi kullanıyorlar da az çok anladım ne demeye çalıştıklarını. Ama tek yapabildiğim evet, hayır anlamında kafa sallamaktı. Fransızca’ya İngilizce cevap vermek en az Türkçe cevap vermek kadar garip göründü gözüme.

Biz AirFrance diyince daha farklı bir şey beklemiştik ama bu iki sıradan oluşan üçerli koltukları olan otobüs bozması bir şeydi.Benim gibi yolculuk sırasında uyuyamayan biriyseniz bu uçakta hiç uyuyamayacaksınız söyleyeyim. Kendinize bir seyahat yastığı edinin şimdiden.

Şuan Paris Charles de Gaulle hava alanındayız. Ne yalan söyleyeyim kendimi hiç Paris’te gibi hissetmiyorum. Ama rahatım, yatıyorum. İşte İstanbul’da düşünülemeyen bekleme yatakları burada mevcut. Polonya’ya vardığımda yolun geri kalanında olanlardan bahsedeceğim.

Kendinize çok dikkat edin!

-Paris ,13.02.2013 | 12:02

Reklamlar

Erasmus Günlüğü : Polonya Yolcusu Kalmasın!

İşte uçuşa yalnızca saatler kaldı. Sizlere bu yazımı12 şubat salıyı 13 şubat çarşambaya bağlayan gece yazıyorum. Yıllardır hayal ettiğiniz şeye yaklaşmanın kıyısında olmanın verdiği heyecan ve tüm sevdiklerinizden aylarca uzak kalacak olmanın verdiği buruklukla Atatürk Hava Limanına gidiyorum ailemle. Bu hem ailemden, hem ülkemden, hem de tüm sevdiklerimden uzakta geçireceğim ilk uzun yolculuk. Beni neler bekliyor bilmiyorum. Yalnızca tahmin edebilirim, endişelenebilirim ya da umabilirim. Bildiğim tek bir şey varsa zor olacak ama ben onu en keyifli hale getirmek için elimden geleni yapacağım.

Air-France-plane-flying-o-006Uçağım Fransa (Paris – Charles de Gaulle) aktarmalı olarak Varşova’ya (Polonya) varacak. Akşam üzeri 6-7 gibi yaşayacağım şehir olan Lublin’e varacağımı düşünüyorum. Oraya varıp yurduma yerleştiğimde size yolculuk sırasında yaşadıklarımla ilgili yeniden yazacağım. Hem de fotoğraflarla. Şuan size gösterebileceğim tek şey bineceğim uçağın sahibi olan Fransız şirketi AirFrance’a ait olan bir uçak resmi. Şimdilik bununla idare edin, en kısa zamanda yepyeni yazılar ve dökümanlar gelecek. Bana şans dileyin ve dua edin. Buna ihtiyacım var!

Şimdilik hoşçakalın!