Ünlüler Dünyası · Sinema · Uncategorized

Hoşçakal Norma Jeane

Bugün, tanrının dünyaya gönderdiği en güzel insanlardan birini yanına geri alışının 51 yıl dönümü. Sizin güzellikten anladığınız nedir Marilyn’de bilmiyorum ama o saçlarını sarıya boyatmadan, dudağının kenarına sahte bir ben kondurmadan ya da Marilyn Monroe adını almadan, Norma Jeane iken de çok güzeldi. O güzel bir ruh ve parıldayan bir yüzle geldi bu dünyaya. Bu parıltısını kullanmak, üzerinden para kazanmak istediler, kazandılar da. Siz bu güzelliğe makyaj ya da saç baş diyebilirsiniz. Ama dünyanın hiçbir kozmetiği, ruhunda o ışığı bulundurmayan insanı böyle güzel ve içten güldüremez. Bu yıl yeni bir şey yazacak gibi hissetmiyorum. Söylemek istediğim çok şey var, Marilyn’i her geçen gün daha da tanımak, hayatını bilmek benim hayatıma da çok şey kattı. Keşke tanıma şansım olsaydı demeden geçen bir günüm bile yok ama geçen yıl 50.yıl dönümünde yazdığım yazıyla hala aynı hisleri paylaşıyorum. Bu yüzden geçen yıl yazımı okumayanlar varsa diye tekrardan paylaşıyorum sizlerle.

“Hoşçakal Norma Jeane” yazısını okumaya devam et

Ünlüler Dünyası · Sinema

So Undercover – Film İncelemesi

Herkese merhaba! Spring Breakers incelememin üzerinden neredeyse bir ay geçti. Artık yeni bir incelemenin vakti geldi diye düşündüm. Bu yüzden bu film yazım için So Undercover filmini seçtim.Nedenini ise şöyle özetleyebilirim. Bir kaç ay önce çevirecek Miley Cyrus röportajı ararken Miley’nin bu film hakkında konuştuğunu duydum. Fragmanını izledim. Uzun zamandır internete düşmesini bekliyordum. Malum vizyona girmedi burada. Geçen gün torrent sitelerine düştüğünü farkettim ve hemen indirdim. imdb bu tür filmlere yüksek puanlar vermiyor. Çünkü ne kurgusal ne sanatsal açıdan öyle büyük başarıları yok. Oldukça basit, komik ama gerçekten eğlendiren filmler. Hele benim gibi gençlik filmlerine takıntılı biriyseniz. Mean Girls, Lizzie McGuire, New York Times, Pitch Perfect, Bunny House, Sydney White gibi filmler izlediyseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız.

“So Undercover – Film İncelemesi” yazısını okumaya devam et

Ünlüler Dünyası

Hazal ERDAL Röportajım. Hermione Granger’ı Seslendirmek Üzerine..

 
Harry Potter serisinin 2.filminden sonuna dek Hermione Granger karakterine dublajlı filmlerde ses veren Hazal Erdal ile Watsonheads sayfam için çok özel bir röportaj gerçekleştirdim. Üyelerin de bazı sorularını yanıtlayan Hazal’ın Hermione Granger, Emma Watson ve seriye dair çok özel yanıtları yalnızca Watsonheads’te! Ayrıca Hazal’ın bize iki adet sevimli hediyesi var. Bu sıcakkanlılığı için çok teşekkür ederiz! 
 

Merhaba Hazal, öncelikle sayfamızla röportaj yapmayı kabul ettiğin için teşekkür ederim. İlk olarak seni tanıyabilir miyiz Hazal Erdal kimdir, bu işe nereden başladı, eğitimini alıyor mu diye? Sıradan, yaşamaya çalışan, başarıyı seven, hayalleri olan ve insan olmaya çalışan biri Hazal. bu işe nereden başladığımı hatırlamayacak kadar küçük yaşta başladım. 6 yaşında okuma yazma bilmeden, şimdi konuşacaksın dediklerinde konuştum ve konuşmaya da devam ettim 🙂 Eğitim konusu bende biraz karışık. Marmara Üniversitesi Radyo,Tv ve Sinema 2. sınıftayım. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Yarı Zamanlı Müzikal bölümü 1. sınıf ve yine İstanbul Üniversitesi uzaktan eğitim Felsefe 1. sınıftayım. Kısacası hobi olarak üniversite okuyorum. 🙂

 O halde kalıplara sokulmayacak biri demek yanlış olmaz sanırım Hazal Erdal için?  Aynı anda bir çok işle ilgili olmak bir yana, tüm bunları hayallerin için gerçekleştirmek de ayrıca ilham verici. Peki Hermione Granger seslendirmesi işi nereden geldi önüne? Senin seçtiğin bir şey miydi yoksa tesadüfen mi oldu?

Tam tersi kalıplı hatta tabulu biri Hazal ama evet gerçekleştirmek istediğim çok şey var. Öncelikle dublajda hiç bir işi biz seçmeyiz iş gelir reddetme ve kabul etme hakkımız vardır. ben Hermione’yi ilk seslendirmeye başladığımda Harry Potter’ı hiç sevmiyordum ama profesyonel bakmam gerekliydi ve benim geleceğim için önemli bir roldü Hermione Granger. Zaten dublaj yaptığım ve o yaş kız konuşmacı çok fazla olmadığı için akıllarına gelmişim. Özel bir yetenek olduğum için değil.

Serinin 2.filminden itibaren Hermione karakterine ses veren sensin diye biliyoruz. Başlarda serinin hayranı olmadığını söyledin peki yıllarca bu karakterlerle, filmlerle iç içe olman sende bir etki bıraktı mı hayranlık adına? Sanırım dışarıda bu karaktere ses verebilmek için can atan binlerce insan vardır 🙂

Ben genel olarak hem filmde hem de kitapta zekaya hayranım. Kişi ve karakterlere hayranlığım yok ama sevdiğim karakterler var tabii ki filmde konuşmamın sevgime etkisi yoktu bir anda tüm yakın arkadaşlarım sevdi ben de sevdim e yaş 12 olunca insan ister istemez adaptasyon süreci yaşıyor ama şimdi iyiki sevmişim ve iyiki ben konuşmuşum diyorum.

Tabi Türkiye’deki hayranlara göre avantajlı olduğun bir konu var ki o da filmleri hepimizden önce izlemiş olman, peki seslendirmeyi en heyecanla beklediğin film hangisiydi, en çok hangisini seslendirirken keyif almıştın, neden?

En heyecanla beklediğim film Ölüm Yadigarları’nın son partıydı. En keyifle konuştuğumsa Ateş Kadehi’ydi çünkü en sevdiğim kitap oydu ve bayıla bayıla konuşmuştum.

Peki seni zorlayan bir sahne oldu mu seslendirirken? Herhangi bir aksiyon sahnesi, duygusal sahne gibi bir bölümde?

Olmadı desem ukalalık etmiş olur muyum. ya da şöyle diyeyim vardır da ben hatırlamıyorum. 🙂

Ukalalık olmaz sanırım. Şahsen ben hiçbir sahnede yapmacıklık ya da uyumsuzluk görmedim 🙂  Peki seni sesinden tanıyanlar oluyor mu ya da Hermione’yi seslendiren kişi olduğunu öğrenince bir replik söylesene filmdeki gibi diyenler oluyor mu? 🙂

 Olmaz mı olmaz mı  ama ben yapamıyorum işte olmuyor çıkmıyor bi anda kötü hissediyorsun bir anda kendini o iş diye düşündüğün için yani bir kasaba hadi bir et döv de görelim demek gibi bir şey bu ortada et de yok dövme bıçağı da nasıl yapacağız e olmuyor tabi dolayısıyla. Bugüne kadar sesimi kimse tanımadı bu bana göre iyi bir şey. Demekki bütünleşmiş demekki gerçekten Hermione konuşuyor gibi hissediliyor.

 Evet bu bir başarı göstergesi olarak alınabilir ama bu röportajdan sonra seni daha iyi tanıyanlar gördükleri yerde replik isteklerinde bulunabilir bizden söylemesi 🙂  Sayfamızdaki bazı üyelerin merak ettiği bir şey var. Emma Watson’a tüm röportajlarında kendisini Hermione ile karşılaştırıp karşılaştırılmadığı soruluyor. Sayfamızın üyeleri de merak ediyor, Hermione ile kendinde benzer gördüğün, tamamen zıt gördüğün şeyler var mı? Ya da ona herhangi bir konuda imrendiğin hiç oldu mu? O dünyaya ait olmayı diledin mi seslendirmeler sırasında?

 Bu soru hiç değişmeyecek sanırım 🙂 Onun kadar hırslı değilim ama çalışkanım. Pratik zekam da Hermione kadar iyi değil ama iyi olmasını isterdim. Aşkıma sadığımdır, kıskancımdır. Zıt gördüğüm çok bir şey yok sadece ukalalığı batıyor biraz ama bende çok mütevazı değilim 🙂  Tabii ki o dünyaya ait olmayı diledim hangimiz dilemedik ki 🙂

 Hepimiz seriye küçük yaşlarda başladık tabii ki o zamanlar altyazılı izleyemiyorduk. Türk Potterkafaların birçoğunun gözünün önüne Hermione geldiğinde, kulaklarımızda senin sesin çınlıyor. Bunun sana hissettirdiği ne?

Çok gurur verici çok. Ayrıca utanıyorum böyle sorulara etmeyin eylemeyin 🙂  o çınlayan kulakları bir bir öperim 🙂 çok mutlu oluyorum! ay çılgınca sevdim sizi şuan 🙂

Biz de seni öyle! Hem bir çoğumuza bir sürü yönden örnek olmuş bir karaktere ses verdiğin hem de bizlerin sorularını yanıtlamaya zaman ayırdığın için 🙂  Peki Emma Watson hakkında neler düşünüyorsun? Sayfamızı hiç inceleme fırsatın olduysa fikirlerini alabilir miyiz? 🙂

Efendim ne diyeyim, bir kere çok güzel, severek izliyoruz 🙂 Şaka bir yana başarılı bir oyuncu çok daha başarılı olacağını düşünüyorum.

O halde zaman ayırıp sorularımızı yanıtladığın için çok teşekkür ederiz! Sana okulunda, iş hayatında ve hayallerini takip etme konusunda bolca şans ve başarı diliyoruz, Hermione’yi hafızalarımıza böylesine güzel kazıdığın için çok teşekkürler 🙂

Hazal Erdal’ı twitter ve instagram hesabı üzerinden takip edebilirsiniz!

İşte Hazal’ın sayfamız için iki harika hediyesi!

Ünlüler Dünyası

Audrey Hepburn: 20 Yıl Önce Sönen Zarafet Işığı

Sizler onu çantalardaki,giysilerdeki baskılardan; nostaljik kafelerin duvarlarındaki posterlerinden tanırsınız çoğu zaman. Ne yazıktır ki adını duyduğunda çoğu insan kim olduğunu bilemez. Üzücüdür ki bir Marilyn Monroe değildir Türk halkının gözünde. En azından benim son bir kaç yılda gördüklerim bunlar. Hoş Marilyn Monroe’u da ne kadar tanır halk orası apayrı bir tartışma.

Bilenler için hatırlatmak, bilmeyenler içinse aydınlatmak adına bahsetmek gerekirse ; Audrey Hepburn 4 Mayıs 1929’da Brüksel’in Ixelles adlı bölgesinde dünyaya geldi. Irksal açıdan İngiliz olan Audrey’nin çocukluğu İngiltere, Hollanda ve Brüksel arasında geçmiştir. Bu nedenle kendisinin bir aksanı yoktur. Anadili de yoktur. Çocukluğu döneminde aynı anda Flemenkçe, İngilizce ve Fransızca konuşan Audrey ilerleyen yıllarda bunlara ek olarak İtalyanca, İspanyolca ve Almanca da öğrenmiştir.  Annesi İngiliz bir Barones olan Audrey’nin babası onları küçük yaşlardayken terketmiştir. Bu, Audrey’nin hayatı boyunca süren güven problemleri yaşamasının temel nedenidir.

Audrey Hepburn 10’lu yaşlarının başındayken ülkeleri Nazi işgaline uğrar ve Audrey hayatının en zor dönemine küçücük yaşlarındayken girer. Sıcak savaşın ortasında ailesi ile uzun süre açlık ve kıtlık yaşayan Audrey’i işgal sırasında ve sonrasında  bu durumdan UNICEF’in getirdiği yardımlar kurtarır. Savaş sürecinde bile baleye olan aşkını yitirmemiş, elinden  geldiği kadar çalışmaya devam etmiştir. Ancak savaş yılları boyunca yeterli beslenememesi ve vücudunun zayıf düşmesi onu baş balerin olma hayalinden alıkoyar. Audrey savaş zamanında onun gibi binlerce çocuğu unutmayan UNICEF’e olan borcunu ödemek adına son nefesine kadar çalışır. 34 yaşında oyunculuk kariyerinden uzaklaşıp eşi ve çocukları ile zaman geçirmek için İsviçre’ye yerleşen Audrey 63 yaşında hayatını sonlandıracak olan apandist kanseri olduğunu öğrendikten sonra bile Afrika’nın bir çok bölgesine UNICEF ziyaretlerine gitmeye devam etmiştir.

Audrey Hepburn’u farklı kılan nedir? Bununla ilgili onu tanıyan herkes farklı bir yorum yapabilir.İşte benim size yorumum..

tumblr_lpfwea5FVS1qacji9o1_500Audrey döneminin Hollywood yıldızlarından her anlamda farklıydı. Dönemin Amerika’sında Marilyn Monroe, Elizabeth Taylor gibi vücut hatlarıyla dolgun, seksi kadın imajı öndeyken Audrey ilginç yüz hatlar, kısacık saçları, kalın kaşları, yok denecek kadar küçük göğüsleri, eşi az görülecek derecede incecik beli ve uzun boyu ile adeta bir çizgi filmden fırlamış gibiydi. Garip aksanı, komik mimikleri, insanda hem merak hem hüzün uyandıran kocaman gözleri ve kendisini değiştirmeye çalışanlara karşı koyduğu kesin tavrı ile hem cesur hem de ürkek bir çocuk gibiydi. Biraz da şanslıydı aslında. İçten gelen ve kendisiyle alakası bile olmayan bir parıltısı vardı ve buna kesinlikle bir tanrı vergisi diyebilirdiniz. Ne sesi güzeldi ne de oyunculuk eğitimi vardı. Sahnede küçük bir çocuk gibi ordan oraya zıplıyor, kameranın karşısında kocaman gözlerini merakla açtığında ekran başındaki insanları sanki sihirle ekrana kitliyordu. Bir çok büyük oyuncu Audrey’nin ışıltısı yüzünden gölgede kaldı, kimi o kadar sönük kaldı ki bunun acısını ondan çıkarmaya kalktı. Unutulmaz Sabrina filminde Audrey ile başrolü paylaşan Humphrey Boggart gibi mesela… Onun ise tek bir hayali vardı. Ne ünlü olmak ne de zengin. Mutlu bir aile kurup huzur içerisinde yaşamak istiyordu ömrünü.

Ama hayat Audrey için planlarını çoktan yapmış gibiydi. Gigi adlı tiyatro oyunu ile bir anda kendisini devasa bir turnede bulan Audrey’e hayal bile edemeyeceği oyuncularla başrollerini paylaşacağı roller yağıyordu. Sabrina, Roman Holiday, Funny Face… Fransız tasarımcı Hubert De Givenchy ile başlayan hayat boyu dostluğu ve moda zevki Audrey’i aynı zamanda bir moda ikonu olma yolunda da emin adımlarla ilerletiyordu. Seksapaliteyi ön planda tutan film yapımcılarına rağmen Audrey ‘tahta göğüslü sıska kız’ olmaktan çok memnundu ve bunu değişmeye niyeti yoktu. “Değişmek neden? Herkesin kendi tarzı var, onu bulup sıkı sıkıya tutunmak gerek” diyordu kendinden emin bir şekilde. Son nefesini verene dek de onu kimse değişemedi. Bu dik başlılığı kimi zaman zorluklara yol açsa da o kendi dönemi ve sonrası için büyük bir ilham kaynağı oldu. O kendi ile barışıklığın, cesaretin, zarafetin ve yardımseverliğin somut örneğiydi.

l_4a663780-f9ee-11e1-b5a3-8356e84000082 evlilik geçirdi ikisi de farklı nedenlerle sona erdi. İkisinden de tüm Hollywood’u ardında bırakmaya değer
gördüğü 2 oğlan dünyaya getirdi. Sean Ferrer ve Luca Dotti. Robert Wolders ise 1980 yılından öldüğü yıl 1993’e kadar onu bir an bile yalnız bırakmayan TV oyuncusuydu.  Audrey 1992’deki Somali ziyaretinin dönüşünde apandist kanserine yakalandığını öğrendi. Geçirdiği bazı tedaviler sonrası ailesi ile birlikte İsviçre’deki evlerine döndüler. Bu beraber geçirecekleri son noel olacaktı. Audrey 20 Ocak 1993 günü uykusunda ölmüş olarak bulundu. Cenaze töreni İsviçre’nin Tolochenaz adlı köyündeki bir kilisede yapıldı. Cenazeye bir çok aile üyesi ve arkadaşı katıldı. Bunların içerisinde iki oğlu Sean Ferrer ve Luca Dotti, eski eşleri Mel Ferrer ve Andrea Dotti, UNICEF’in yöneticileri de yer alıyordu.

Audrey’nin hayatı sona ereli bugün tam 20 sene oldu. Onu tanıyan, tanımak isteyen herkes filmlerini izledi, röportajlarını okudu, belgesellerini izledi, kitaplarını okudu… Kimi ise onu çantalardaki baskı, duvardaki posterlerden tanıdı. Audrey Hepburn elbiselere desen, duvarlara resim olmaktan öte bir insandı. O görselliğinden öte karakteri ve duruşu ile bu dünyaya örnek olacak çok şey bıraktı o hem kadın hem erkek bir çok insana örnek oldu, insanlar onun yaşadıklarına onunla üzülüp onunla sevindi. Hala daha da öyle, aramızdan ayrılalı 20  olsa bile. Audrey’siz tam 20 yıl, özlem dolu 20 koca yıl.

Huzur içinde yat Audrey.

Seni tanımak büyük şanstı.

Mine YAĞIZ

20.01.2013 | 20:36

Ünlüler Dünyası

Giden Saçların Ardından

“Kıyma o saçlara” deriz biz biri saç kestirmeye heveslendiğinde. Ya da “Erkek Fatma gibi olursun, yapma” deriz bazen. Bazısına da cesaret vermiş olmak için “çok şık olur denesene” der, aslında içten içte hayal edince erkek gibi olacağını düşünürüz. Ne ilginçtir ki ünlülerde gördüğümüzde hepimizin içinden en az bir kere geçer “keşke ben de kestirebilsem” diye. Bazısı cesaret edemez, bazısının saçı çok uzundur “kıyamaz” tabir-i caizse. O değil de, saç, kıyılamayacak bir şey midir? Yani kökü bizde değil mi bunun? Neden saçını kestirmek dünyanın sonu gibi görünür ki?

Önemli olan iç güzellik desek de elbette hepimiz güzel görünmek, göze hitap etmek istiyoruz.Gözümüze hitap etmeyen bir şeyi tanımaya fırsat bile vermeyiz ki aslında. Nereden bileceğiz içinin güzel olup olmadığını? Ama ben yine de bu saç olayının fazla abartıldığını düşünmekteyim. Kısa saç cesaret edilemez bir şey iken, nedense herkes kendine uzun saçın yakıştığını falan düşünüyor olmalı. Çünkü saç kestirmeye cesaret edemeyen herkes saçlarını uzun tutuyor. Oysa ki insanlara bir çok yönden ilham vermiş beyaz perde yıldızlarından da görebileceğimiz gibi saç kesimi insanı ne kadar özgür hissettiren, özgün kılan bir seçim. Doğru yapıldığında, biraz da cesaret ile ne kadar büyük farklar yaratabilirsiniz.

Ünlüler dünyasının güzellerine bakıldığında ise hepsi -en az bir kez- bunu deneyip nasıl hissedeceğini görmeyi tercih etti. Kimi en çok kısa saçlı haliyle sevildi, kiminin hayranları sosyal meydayı ayağa kaldırıp “bunu neden yaptın! Erkek çocuğu gibi olmuşsun!” dediler. Bazısı kendini farklı hissetmek için yaparken kimisi saçlarını yardım kuruluşlarına bağışladı. Böylece hem yeni bir görünüşe sahip olurken hem de hayranlarına sosyal sorumluluk projelerine katılmaları için teşvikte bulundular.

Hepsinin de ortak bir noktası vardı aslında. Pişman olmadılar. Yıllarca kameralar önünde, milyonlarca insanın gözü önünde olmak onlara belki ünlü olmayan insanların sahip olmadığı özgüveni kazandırmıştı. Her röportajlarında saç kesimlerinin ne kadar özgür hissettirdiklerini, değişikliğin ne kadar güzel olduğunu anlattılar.

Kısa saçın erkeklikle özdeşleştirildiği bir dönemde, onlar farklı ve kendilerine özgü kısa saçları ile kadınlar dünyası içinde sivrildiler ve milyonlarca insana ilham kaynağı oldular. Ama elbette bunun bir çıkış noktası var.

1953 yılında, Roma sokaklarında beliren bir kayıp prenses, içinde yaşadığı dünyadan sıyrılıp farklı hissetmek; bir gününü bile olsa sıradan bir genç kız gibi geçirme ister. Ancak hakkında bir arama çıkarılmıştır. Bu nedenle karşısına çıkan ilk kuaföre giderek kendisini kuaförün ellerine bırakır. Kuaför ise saçlarını kısacık seçer. Kendisi bile bu değişime şaşıran genç kız aynı zamanda bunu çok sever.

Evet bildiniz. Bahsettiğim kişi 1953 yapımı, başrollerini Audrey Hepburn ve Gregory Peck’in paylaştığı Roman Holiday filminin baş karakteri Prenses Ann. Bu filmden sonra Audrey uzun yıllar boyunca saçlarını kısa olarak kullandı. İri gözleri, dönemindeki hiçbir kadına benzemeyen yüz hatları ve olağanın dışındaki kalın kaşlarına bir de kimseye benzemeyen kısacık saçları eklenince, Audrey artık tam anlamıyla eşi olmayan bir yıldıza dönüşmüştü. Zarafeti, bilgiye ve kendini geliştirmeye olan açlığı, sevecenliği  ve farklı görünüşü ile kadın erkek bir çok insana ilham kaynağı olmuştu artık.

1950’li yıllarda Audrey Hepburn’un başlattığı bir çok akımdan biri -orjinal ismi ile- Pixie saç kesimi oldu. Günümüzde, saçlarını bu şekilde kestiren bir çok ünlü hala Audrey Hepburn tarzıyla anılır.

Şimdi gelelim bizim inceleyeceğimiz yıldızlara. Kısa saçlı insanlar dediğimizde hepimizin aklına en fazla 2-3 kişi gelirken aslında düşünüldüğünde, ben, sadece ‘en popüler’ ünlüler kategorisinde bile 12 tane ünlü bulabildim. Bunlar 2000’lerin yıldızları elbette. 1950’lerde Audrey’nin başlattığı bu akımdan sonra her dönemde kısa saç modanın bir parçası olmuştu.

My Week with Marilyn filmlerinin çekimlerinden önce saçlarını kestiren Michelle Williams, Marilyn kostümlerini ve peruğunu attıktan sonra bile sarı, kısa saçları ile Marilyn imajını hala koruyabilmekte. Çekimleri aşağı yukarı 10 yıl süren Harry Potter serisinin bitiminden bir kaç hafta sonra saçlarında devasa değişiklik yapan Emma Watson ise herhalde genç kuşak arasında en çok etki yaratan haber oldu. Bunu Rachel Hurd-Wood, Dakota Fanning gibi gençler izledi. En yakın zamanda saç kesimi ile sosyal medyaya damgasını vuran ünlü ise Miley Cyrus oldu. Saçlarını kestirmeden hemen önce twitterında bunun hakkında tweetler atıp fotoğraf paylaşan Miley hayranlarının yüreklerini ağzına getirdi. Yeni saçlarının fotoğrafını paylaştıktan sonra “neden yaptın bunu!” gibi tepkiler alsa da Miley her gün olduğu gibi o günden sonra da fotoğraflar çekip yüklemeye devam etti. Hiçbir şeyin de moralini bozmasına izin vermeyeceğini söyledi. Hatta bir tweetinde “Saçlarımla ilgili yorumlarınız için teşekkürler. Beni saçım için sevenleri görmüş oldum” diyerek, saç kesiminin değişmesi ile kendisine sevgisi azalan insanların umrunda olmadığını açıkça belli etti.

Denediği bir çok farklı saç şekli, renginden sonra eski siyah ve kısa saçlarına geri dönen ünlü ise Rihanna. Yeni ve kısa saçları ile ilk kez MTV Video Müzik Ödülleri 2012’de ortaya çıkan Rihanna diğer ünlüler kadar etki bırakmadı çünkü daha önce pixie saç kesimi kullanmıştı. Natalie Portman’ın durumu ise bambaşka. 2005 yılında çektiği V for Vendetta filmindeki bir sahnede saçlarını kazıtan oyuncu bu sahnenin gerçekten çekilmesini istedi ve omuzlarının da aşağısında olan saçlarını kazıttı.2005 yılında katıldığı etkinliklerde Natalie’nin saçları, filmde kazındığı şeklinde görünüyordu. Bu ise Natalie’nin yaptığı mesleğe olan aşkı ve kendine olan özgüveninden başka bir şey değildi.

Kısa saç, yüz hatlarınıza, tarzınıza göre ayarlandığında ve doğru bir şekilde uygulandığında bir çok uzun saç modelinden çok daha çarpıcı ve çekici olabiliyor. Belki yaşadığımız ülkenin kültüründen ya da yapısındandır, kısa saçlı insanlar bizde hep erkek muamelesi görür. Öyle düşünmeyenlerin çoğu da kestirmeye cesaret edemez. Ya beğenilmezse? diye. Önce bu korkuları aşmak gerek. Biraz özgüven, biraz araştırma, biraz da kaliteli bir kuaför elbette. Size sırf para kazandıracak bir müşteri gibi bakan değil, mesleğini ve becerilerini ortaya koyup size gerçekten o saç yakışacak mı yakışmayacak mı söyleyecek biri olmalı. Belki yakışmayacak o saç size. Belki de çok çirkin olacak. Ama hayal bile edemeyeceğiniz kadar güzel de olabilir. Sizi hiç olmadığınız kadar iyi de hissettirebilir. Denemeden kim bilebilir?

Saç kesimleri ile moda dünyasında fark yaratmış, hayranlarına örnek olmuş ünlülerden sizlere bir arşiv hazırladım. Aşağıdaki fotoğraflarda bulabilirsiniz. Umarım hoşunuza gider. 🙂

Mine YAĞIZ

23.10.2012


xxxxxxxxxx